 |
 |
michaells
OFFLINE (Müdavim)
Erkek / 21 yaşında Istanbul, Madagaskar
|
Puan: 41,210
Kredi: 13,587
Son Giriş: 05 Tem 2008 23:47
|
|
Üyelerin resimlerini görüntüleyebilmek için üye olmalısınız. Üye olmak için buraya tıklayabilirsiniz.
|
| |
|
|
|
|
| Ben yanKı gibiyim sesLenene cevap veririm |
_______________________ ___ _______ _______ ____________
___BJKBJKBJK___________BJKBJKBJK_____BJK ____BJK___
___BJK______BJK___________BJK_________BJ K __BJK___
___BJK______BJK___________BJK_________BJ K_BJK___
___BJK_____BJK____________BJK_________BJ KBJK___
___BJKBJKBJKBJK___________BJK_________BJ K_BJK___
___BJK_____BJK____________BJK_________BJ K__BJK___
___BJK______BJK___________BJK_________BJ K___BJK___
___BJK______BJK_____BJK___BJK_________BJ K____BJK___
___BJKBJKBJK________BJKBJKBJK_________BJ K _____BJK___
Keşke hep çocuk kaLsaydım da DizimdeKi Yarayı en büYük aCıM
sanSayDıM... |
^_^BİR ADAM^_^
Bir adam arkadasina sekreterini neden isten kovdugunu anlatiyormus. Iki hafta önce demis ve devam etmis; 45. yasgünümdü ve o sabah kendimi iyi hissetmiyordum. Kahvalti masasina oturdugumda karimin dogum günümü kutlayacagini ve büyük bir olasilikla bir hediye verecegini tahmin diyordum. Birak dogum günümü kutlamayi bir Günaydin bile demedi. Kendi kendime karim unuttu herhalde ama çocuklarim hatirlar diye düsündüm., Çocuklar kahvaltiya geldi ve tek kelime etmediler.Ise erken moralim çok bozuktu ve üzgündüm. Ofisime girdigimde, Janet Günaydin Patron dogum gününüz kutlu olsun dedi ve kendimi daha iyi hissettim birisi hatirlamisti. Öglene kadar çalistim. Yemek zamani Janet kapiya vurdu ve Disarda hava çok güzel ve bugün sizin dogum gününüz, haydi yemege çikalim, sadece siz ve ben. Bütün gün duydugum en güzel sey bu. Haydi gidelim dedim. Yemege çiktik., Normalde gittigimiz bir yere gitmedik, sehir disinda özel bir lokantaya gittik.Iki martini içtik ve emekten sonsuz zevk aldik.Is yerine dönerken, Hava çok güzel, ofise dönmemiz gerekmiyor degil mi? diye sordu.Hayir, sanirim gerekmiyor. Benim evime gidelim ve size bir martini daha ikram edeyim dedi.Evine gittik. Baska bir martininin daha tadini çikardik ve bir sigara içtik, ve Janet dedi ki Patron, izninizle, yatak odasina geçip üzerime daha rahat birseyler giyeyim dedi ve ona memnuniyetle izin verdim. Yatak odasina gitti ve alti dakika sonra yatak odasindan çiktiginda elinde kocaman bir pasta tasiyordu, arkasindan karim ve çocuklarim geliyordu. Hepsi Iyiki dogdun......sarkisini soyluyorlardi ......... ........... ve ben orada üzerimde sadece çoraplarimla oturuyordum....
|
|
^_^MARANGOZ^_^
Yasli bir marangozun emeklilik çagi gelmisti. Isveren müteahhidine, çalistigi konut yapim isinden ayrilarak esi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarisindan söz etti. çekle aldigi ücretini elbette özleyecekti. Ne var ki emekli olmasi gerekiyordu., Müteahhit, iyi isçisinin ayrilmasina üzüldü ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev yapmasini rica etti. marangoz, kabul etti ve ise giristi, fakat gönlünün yaptigi iste olmadigini görmek pek kolaydi. Bastan savma bir isçilik yapti ve kalitesiz malzeme kullandi. Kendini adamis oldugu meslegine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!..., İşini bitirdiğinde isveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dis kapinin anahtarini marangoza uzatti. Bu ev senin dedi, Sana benden hediye . Marangoz, soka girdi. Ne kadar utanmisti! Keske yaptigi evin kendi evi oldugunu bilseydi! O zaman böyle yapar miydi hiç! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatimizi kurariz. Çogu zaman da, yaptigimiz ise elimizden gelenden daha azini koyariz. Sonra da, soka girerek, kendi kurdugumuz evde yasayacagimizi anlariz. Eger tekrar yapabilsek, çok daha farkli yapariz. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz sizsiniz., Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. Hayat bir kendin yap, tasarimidir demistir biri. Bugün yaptiginiz davranislar ve seçimler, yarin yasayacaginiz evi kurar. Öyle ise onu akillica kurun. Unutmayin... Paraya ihtiyaciniz yokmus gibi çalisin. Hiç incinmemis gibi sevin. Kimse izlemiyormus gibi dans edin. Ve lütfen, bu sözleri arkadaslariniza iletin...:wavecry:
|
|
^_^KÜÇÜK ÇOCUK^_^
Bir dondurma küpün çok daha ucuz olduğu günlerde, 10 yaşında bir erkek çocuğu bir otelin kafeteryasına girdi., Boş masaya oturdu. Kadın garson, çocuğun önünde bir bardak su koydu., Çocuk sordu: Bir dondurma küp ne kadar?, Garson Elli sent dedi., Çocuk elini cebinden çıkarıp parasını saydı. Peki ya bir porsiyon sadece dondurma ne kadar? diye sordu., Kafeteryada masa bekleyen insanlar vardı ve garson sabırsızlanıyordu. Ters bir biçimde Otuz beş sent dedi., Çocuk parasını tekrar saydı ve Ben bir porsiyon sade dondurma alayım dedi., Garson dondurmayı getirdi, adisyonu masaya bıraktı ve gitti. Çocuk dondurmasını yedi, kasaya parasını ödedi ve kafeteryadan ayrıldı., Garson geri gelip masayı silerken gördüklerine inanamadı., Boş dondurma kasesinin yanında düzenli bir biçimde on beş sent vardı; bu, onun bahşişiydi.
|
|
|
Bu üyenin henüz hiç arkadaşı yok, ama nasıl olur??
|
[b]Modern kent'lerde henüz yakalayamıyor olsam bile her şehrin kendine özgü bir "ruhu" olduğunu
rahatlıkla söyleyebilirim.
Orada yaşayanlar için şehiri bir alışkanlık haline getiren ve ayrıldığınızda üzülmenize bile yol
açabilen herhalde şehirin ruhu ve ruhunuzda izlerini bıraktığı yansıması olmalı.
Yaşadığım yerden farklı bir şehiri ziyaret ettiğimde işte o ruhu yakalamaya çalışıyorum. Halbuki dün
münihte Frauen kirsche karşısında oturup ortamın tadını çıkarmaya çalışırken birçok yerde karşıma
çıkan asyalıların (büyük ihtimalle japon) yeni bir şehri gezmekten anladığının benim bakış açımdan
ne kadar farklı olduğunu gördüm.
Üç japon genç, iki kız bir erkek. Ellerinde fotoğraf makineleri, tek yaptıkları makineyi ayarlamaya
çalışmak, bol bol fotoğraf çekmek, sonra bir kenarda oturup çektikleri fotoğrafları gösterip gülmek.
Gidip bir kitapçıdan o ülkenin fotoğraflarını alıp kendi fotoğraflarını montajlasalar uçak
biletlerine harcadıkları para yanlarına kâr kalırdı.
... (devamı)
72 kere okundu, 0 yorum var..
|
[b]Bu bir soru değil ve cevabı coca-cola değil.
Hayatı doyasıya yaşamak ile ilgili zaman zaman duygusal yönü ağır basan çeşitli sunumlar size de
forward ediliyor olmalı. Tavuk suyuna hikayelerle bezenmiş geç kalma git dışarıda hayatını yaşa
söylemleri. İki saniye kadar hak verip "ben ne yapıyorum böyle, hayatım akıp gidiyor" dedikten sonra
çalan telefona cevap vermeler. Refleks olarak son gelen maile tıklayıp delete basılması ve
düşüncelerin üzerine kalın bir örtü çekilmesi. Hazin son.
İnsanın kendi elleriyle kurduğu ve sonrasında hayat amacı yaptığı sisteme dışarıdan bakmak her geçen
yıl biraz daha zorlaşıyor.
Çocukluktan itibaren kendinizi akıntıya bırakırsanız göz açıp kapayana kadar emeklilik maaşınızı
alan ve çaresizce ölüm için sırasını bekleyenler arasına katılacaksınız.
... (devamı)
127 kere okundu, 0 yorum var..
|
[b]Aslında herkesin isteyebileceği birşeyden bahsetmek istiyorum.. Akdeniz ikliminde bembeyaz sıcak
kumsalda buz gibi kolanızı içerken güneşlenmekten bahsetmiyeceğim. Tabiki tatil dönemi insanların
istediği tek şey mükemmel bir tatil.. Gelin bunu daha sonraya bırakalım.. Biz gelelim kendi
konumuza. Peki neydi bizim konumuz? Tabiki daha söylemedim..
Çocukluğumuzu biz hep çekilmiş fotoğraflardan ninelerimizden annemizden babamızdan ve bizim
çocukluğumuzu hatırlayabilecek biz hariç herkesten dinlediğimiz şeylerle biliriz.. Halbuki herkes
sizi kendi penceresinden bakarak anlatır.. Halbuki siz gerçekten nasıldınız? Garip bir soru aslında
temelinde bizim hatırlayamadığımız 3-4 yaşına kadar ki süreyi tanımlamayla ilgili.. Diyorum ki o
dönemi bir çocuk bilinçli ve özgür iradesini kullanarak yaşasa iyi mi olurdu?
Aslında bir insanın hayatındaki bir dönemini kendinin hatırlayamaması ilginç geliyor bana.. Peki
hatırlamalı. Yani hatırlamaya değer şeyler varmı? Kaldıki tüm eşya isimlerini ıvır zıvır herşeyi o
süreçte öğreniyoruz. Kaldı ki daha bilinçli olsa daha verimli olmaz mıydı? Yani en azından neyi
bilip neyi bilmediğini bilir ona göre en kısa zamanda öğrenirdin.. Gerçi dediğim kaygıda bir 2
yaşındaki çocuğu düşünemiyorum bile.
Bir yandan şunu biliyorum ki hatırlamak hafızayla ilgili. Zannediyorum bunu tek bilen ben değilim.
Hafıza denen olay sürekli gelişen bişey mi yoksa bir yere kadar gelişip sonra geliştirilebilir
özellik mi taşıyor. Mesela bir insanın olayları hatırladığı en erken yaşı 4-5 felansa bu şumu demek;
insanın hafızası ilk 4 sene ileriye bilgi aktaramıyacak kadar küçük ve işlevsizdir daha sonra
oturaklaşır ve bir büyüme sürecine girer... Yoksa sabit bir hafıza kapasitesi varda küçükken
kullanmayı mı bilmiyoruz?
... (devamı)
146 kere okundu, 0 yorum var..
|
|
|
|
 |
|
|
 |